Serserim Serçawan-TR

12. Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği kapsamında bir fotoğraf atölyesi gerçekleştirmek için fakülteden dört arkadaşımla birlikte bulunduğum bu şehir aynı zamanda kafamdaki önyargıların sonlandığı yerdi. Özellikle son zamanlarda ardı bir türlü kesilemeyen, Kürtlere yönelik, ötekileştirme çabalarının -her ne kadar farkında olsam da- etkisi altında kaldığımın utanarak farkına vardığımda Van’a henüz ayak basmıştım.

Caddelerinin dünyaca ünlü alış-veriş mağazalarıyla dolup taştığı Van’da, görünüşte herhangi bir olağanüstü durum olmamasına rağmen ciddi bir stres yaşanıyor. Bu stresi de büyük oranla devlet yaratıyor! Yüksek tepelerdeki milliyetçi yazılar ve caddelerde sürekli devriye yapan zırhlı araçlar benim bile bu baskıyı hissetmeme yetti. Kısa zaman önce yaşanılan şiddetli deprem de diğer bir stres faktörü olarak çıkıyor ortaya. Depremin maddi ve manevi izleri hala tam olarak silinmiş değil. Öyle ki Van’da bulunduğumuz zaman zarfında, henüz yeni başlamış olmasına rağmen, sokakta barış süreci‘nden ziyade üzerinden iki yıl geçen deprem konuşuluyordu hala. Van’da deprem konusunun dışında fazlaca duyduğum iki şey daha vardı:

“Hoş gelmişsiniz!” ve “Serserim Serçawan” -yani, başım gözüm üstüne.-

Eğitim, ekonomi, gelir dengesizliği her yerde olduğu gibi Van’da da sosyal yaşamın çözümsüz kalan önemli unsurlardan tabiki. Lüks oteller ve Van Gölü’ne marina kurmaya yönelik çalışmalar, Van’da turizmi alternatif bir geçim kaynağına dönüştürme çabası olarak görülüyor.

Ve yine her yerde olduğu gibi muhafazakarlık Van’da da yükselen bir değer olarak kendini belli ederken kitlelerin altında birleştiği güçlü bir çatıya dönüşüyor.